Bayraklıda Kızıl Tanrıça Ceyda ile Cenneti Körfezin Üstünde Kurmak

Bayraklıda Kızıl Tanrıça Ceyda ile Cenneti Körfezin Üstünde Kurmak

Gece tam 02.13. Bayraklı’nın en yüksek kulesinin 42. katında, tüm İzmir ayaklarının altında uzanıyor. Asansör kapısı açıldığında koridoru sadece kırmızı halojen ışıklar aydınlatıyor. En uçtaki kapı aralık; içeriden hafif bir caz melodisi ve yasemin kokusu sızıyor. Kapıyı ittiğinde karşında o duruyor: Kızıl Tanrıça Ceyda.

Bu kez farklı bir Ceyda. Saçları ıslak değil, tamamen açık bırakılmış, belinden aşağı kıvırcık kıvırcık dökülüyor. Üstünde sadece ince altın zincirlerden oluşan bir body var; zincirler göğüs uçlarından kalçasına kadar iniyor, her hareketinde teninde şıngırdıyor. Ayaklarında 15 cm ince bantlı altın stiletto. Boynunda tek bir siyah kadife kurdele. “Bu gece senin tanrıçan benim,” diyor ve parmağını dudağına götürüp sust işareti yapıyor.

İçeri adım attığında daire penthouse’un en büyüğü: 360 derece cam, körfez her yerden görünüyor. Ortada yuvarlak bir yatak, tavandan sarkan altın zincirler, yerde beyaz gül yaprakları, havada yasemin ve vanilya kokusu. Ceyda yavaş yavaş yürüyor, zincirler her adımda şıngırdıyor, kalçaları altın ışığın altında parlıyor. Seni yatağın ortasına oturtuyor, gözlerini bağlıyor siyah satenle. “Bugün dokunmak yasak, sadece izleyeceksin… sonra yalvaracaksın.”

Müzik değişiyor, yavaş ve derin bir ritim. Ceyda dansına başlıyor. Altın zincirler vücudunda kayıyor, göğüsleri serbest kalıyor, kalçalarını salladıkça zincirler şıngır şıngır ötüyor. Bir ara yatağın kenarına geliyor, saçlarını yüzüne döküyor, kokusu başını döndürüyor. Sonra uzaklaşıyor, jakuzinin başına geçiyor. Köpükleri açıyor, şampanyayı köpüğün içine döküyor, yavaş yavaş jakuziye giriyor. Köpükler tenini örtüyor ama altın zincirler hâlâ parlıyor. Sana dönüyor, bacaklarını jakuzinin kenarına koyuyor, parmağını ağzına götürüp emiyor, sonra yavaş yavaş aşağı indiriyor. Kendi kendine dokunuyor, inliyor, gözleri kapalı, saçları köpüğe batmış. Squirt geldiğinde köpükler havaya fışkırıyor, altın zincirler ıslanıp tenine yapışıyor. “Şimdi gelebilirsin,” diyor.

Göz bağın çözülüyor. Jakuziye girdiğinde köpükler her yeri kaplıyor. Ceyda kucağına oturuyor, altın zincirler sırtına değiyor, soğuk ve sert. Dudaklarını ısırıyor, yavaş yavaş indiriyor kendini. Anal bu kez çok daha yavaş, çok daha derin. Suyun içinde kalçaları kayıyor, her inişinde zincirler şıngırdıyor. Bir eliyle saçlarını tutuyor, diğer eliyle klitorisini ovuyor. “Bak körfeze,” diyor, “bütün İzmir bizi izliyor.” Gerçekten de karşı kıyıdan ışıklar yanıp sönüyor. Çift penetrasyon için eline altın kaplama bir oyuncak alıyor, kendini önden dolduruyor, sen arkadan devam ediyorsun. Su taşınca yerler göl oluyor, aynalar buğu, inlemeler camları titretiyor.

Jakuziden çıkıyorsunuz, yere serilmiş gül yapraklarının üstüne. Ceyda sırtüstü uzanıyor, bacaklarını tavandaki altın zincirlere bağlıyor. Eller yukarıda, tamamen açık. “Şimdi senin sıran,” diyor. Sen üstüne çıktığında kalçalarını kaldırıyor, göt deliğini sana sunuyor. Saatlerce sürüyor. Her pozisyon, her açı, her ritim. Ters, düz, yan, ayakta, diz üstü… Boşaldığında içinden çıkmıyorsun, o da bırakmıyor. “Biraz daha,” diyor, “içimi doldur.”

Sabah 05.00’te terasa çıkıyorsunuz. Gün henüz doğmamış, gökyüzü mor-lacivert. Ceyda çıplak, altın zincirler hâlâ üstünde. Şezlonga uzanıyor, bacaklarını açıyor, “Güneş doğarken bir tur daha” diyor. Körfez yavaş yavaş aydınlanıyor, martılar uçuşuyor, sen ise Ceyda’nın içinde kayboluyorsun. Güneş tam doğduğunda squirt patlıyor, gökyüzüne karşı beyaz bir şelale. Ceyda gülüyor: “Artık İzmir’in gün doğumu benim imzamı taşıyor.”

Grup istiyorsan sabah 08.00’de kapı çalınıyor. Üç tane daha tanrıça geliyor: biri zenci tenli, biri karamel, biri bembeyaz. Hepsi altın zincirli. Penthouse cennete dönüyor. Dört kadın, bir erkek. Her yer gül yaprağı, köpük, şampanya, inleme, squirt, bukkake… Saat 14.00’e kadar kimse yataktan kalkmıyor. Yemek servisi geliyor, ama kimse yemiyor; yemek Ceyda’nın vücudundan yeniyor. Çilek, krema, çikolata… Her yer tatlı ve tuzlu karışımı.

Akşamüstü Kordon’a iniyorsunuz. Ceyda bu kez uzun siyah elbise giymiş, sırtı tamamen açık. Restaurantta herkes dönüp bakıyor. Masanın altında yine footjob, yine parmak oyunları. Yemek bitince arabaya biniyorsunuz, şoförlü limuzin. Camlar siyah filmli. Yolda başlıyor anal, Kordon’dan Bornova’ya kadar inliyor Ceyda. Otel yerine eve dönüyorsunuz, 42. kata. Ve gece yeniden başlıyor… hiç bitmeden.

Ceyda ile günler saatle değil, orgazmla ölçülür. Bir gecede 20, bir haftada 150… Saymayı bırakıyorsun. Sadece yaşıyorsun. Teninde yasemin, saçlarında kızıl ateş, gözlerinde kahverengi sonsuzluk, kalçalarında cennet, götünde sonsuz zevk.

Bayraklı’da Kızıl Tanrıça Ceyda ile bir gece değil, yeniden doğuş yaşıyorsun. Kapıyı çaldığında artık eski sen ölmüştür. İçeri girdiğinde yeni bir adam doğar. Ve o adam bir daha asla dışarı çıkmak istemez.


11 Aralık 2025 tarihinde yayınlandı, 92 kez okundu

En Çok Okunan Yazılar

Tüm Yazılar »

KATEGORİLER